29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
İlk Tören Yapıldı
PTT'nin 174. Yılı
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Türkiye Cumhuriyeti “İnsan Haklarına Dayalı” bir devlet olmalıdır

Türkiye Cumhuriyeti “İnsan Haklarına Dayalı” bir devlet olmalıdır
Ulaştırma ve Demir Yolları Hak Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Peker, Yeni anayasa için bir basın bildirisi yayınlamıştır. Basın bildirisinin tamamını sizlerle paylaşıyoruz.
04.09.2013 / 15:01


Ulaştırma ve Demir Yolları Hak Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Peker, Yeni anayasa için bir basın bildirisi yayınlamıştır. Basın bildirisinin tamamını sizlerle paylaşıyoruz.



21 yüzyılda hala ülkemizde demokrasiyi tartışıyoruz. İnsan haklarını tartışıyoruz. Ülkemize ileri demokrasinin geleceğinden bahsediliyor. Biz bu değerlendirmelere sadece tebessüm edip inanmak istiyoruz ama nafile.



Bu ülkede çalışanın en temel hakkı olan sendika hakkına yönelik saldırı ve tehditlerin olduğunu yaşayarak biliyoruz.



Bu ülkede bürokratik oligarşinin sendikal oligarşiye dönüştüğünü biliyoruz.



Tek tip sendikalaşma yolunda nasıl baskı uygulandığını biliyoruz.



Ama şunu da biliyoruz ki,



Ne baskılar, ne tehditler bizi yıldıramadı, yıldıramaz.



Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hakikatleri konuşmaktan korkmayacağız, susmayacağız.



 TÜRKİYE CUMHURİYETİ “İNSAN HAKLARINA DAYALI” BİR DEVLET OLMALIDIR.



12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan haki renkli Anayasanın yerine sivil renklerden oluşan özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir Anayasa yapılması için TBMM’de başlatılan süreç ağır aksak yürütülmeye çalışılmaktadır.



“Halk için Anayasa” sloganı ile başlatılan çalışmalar ülkemizi kimin nasıl yöneteceğine ilişkin sistem tartışmasına dönüşmüştür.



Ülkemizde egemen olan “halk için biz en iyisini düşünürüz” anlayışı maalesef Anayasa çalışmalarında da kendini göstermiştir.



Son olarak 31 Aralık 2011 tarihine kadar paydaşların görüşleri alınmış olmasına rağmen ardan geçen 13 ayda ciddi bir mesafe alınamamıştır.



Evet, Anayasamız değişmelidir. Çağın gereklerine ve halkın ihtiyaçlarına göre yepyeni bir Anayasaya ihtiyaç vardır.



Yeni Anayasanın en önemli özelliği “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin insan haklarına dayalı bir Devlet” olarak tarif etmek olmalıdır.



Bugün Anayasamızda mevcut olan ise “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin insan haklarına saygılı bir Devlet” olduğu ibaresidir.



Saygı tamamen soyut, bireysel ve hukuki sonuç doğurmayan bir kavramdır. Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığı “Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” olarak açılanmaktadır.



Yani mevcut düzenlemeye göre “Devletimiz vatandaşlarına karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan bir sevgi duygusuna” sahip olacaktır.



Vatandaşına karşı sevgi duygusuna sahip olması gereken Devlet, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık” olarak tanımlanmaktadır.  Yani tüzel bir varlıktan “sevgi duygusu” beklenmektedir. Ya olmazsa!  İşte bunun hiçbir yaptırımı yoktur. Halbu ki, Devlet vatandaş için vardır. Vatandaşının “ öncelikle insan “ olmasından kaynaklanan temel haklarını güvence altına almalıdır.



İnsan haklarına dayalı devlet anlayışında, insan haklarının korunmasında ve geliştirilmesinden, bireyler kadar insanların oluşturduğu bir organizma olan devlet de sorumluluğudur. İnsan hakları evrensel bildirgesinde belirtilen çerçeve doğrultusunda, eğitim, sağlık, kültür, güvenlik gibi temel insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde devletin sorumluluğu ve bu sorumluluğun yerine getirilmesi ile ilgili politikalar devleti oluşturan kuruşlar için vazgeçilmez bir sorumluluktur.



MEMURUN “İŞ GÜVENCESİ” KAMU HİZMETİNİN TEMİNATIDIR.



Kamu adına çalışanlar, kamu hizmetlerinin, eşit, adil ve hakkaniyetli bir şekilde yerine getirebilmek için bir güvenceye ihtiyaç duymaktadır.  Bu güvenceleri, kamu çalışanlarına yönelebilecek tehditlerin gelebileceği çevreyi dikkate alarak memur güvencelerini iki grupta toplamak mümkünüdür: 



1-   Memuru devlete karşı koruyanlar: Yasama ve yürütme ile ilgili, diğer bir kısmı yargı ile ilgilidir. Memur, yürütmenin bir parçasını teşkil eder ve onun içinde yer alır. Memurun yargı ile olan ilişkisi de dolaylı bir ilişkidir. Hizmet alımında ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilmemesi, devlet memurunun sürekli ve kanuni bir statüye sahip olması, devlet memurları hakkında yapılacak disiplin kovuşturmalarında isnat olunan hususun ilgiliye açıkça yazılı olarak bildirilmesi, ilgilin yazılı savunmasının istenmesi ve savunma için belirli bir süre tanınması, disiplin kararların yargı yerlerinin denetimi dışında bırakılmaması yasama organı karşısında kamu çalışanını koruyan ulusal düzenlemelere örnek verilebilir. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olması, yargı yetkisinin kullanılması da hiçbir merciinin karışamayacağı, tavsiye ve telkinde bulunamaz olmaları, yürütme karşısında devlet memurun güvencesidir.



2-   Memuru idare edilenlere karşı koruyan güvenceler: Memurun sorumluluklarını yerine getirmesini sağlamaya yönelik, kamu kuruluşlarından hizmet alan yurttaşların, hizmet alış şeklini etkilememesine yöneliktir.



Kısacası, memurun “iş güvencesi” kamu hizmetlerinin teminatıdır.



 İŞ GÜVENCESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR.



1965 yılında yürürlüğe konulan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun hem hizmet verenler hem de hizmet alanlar açısından yetersiz kaldığı, günümüzün ihtiyaçlarına cevap veremediği tüm paydaşların ortak görüşüdür.



Bu amaçla, Devlet Personel Başkanlığınca 26-27 Ocak 2013 tarihlerinde, Danıştay ve Sayıştay Başkanları,  üst düzey kamu bürokrasisi, Devlet personel uzmanları, akademisyenler ve memur sendikalarının katıldığı geniş çaplı bir çalıştay yapılmıştır. Konfederasyonumuzu temsilen şahsımın katıldığı bu çalıştayda, kamu personel rejiminin sorunları ve çözüm önerileri çok detaylı bir şekilde tartışılarak, son derece verimli bir çalışma yapılmıştır.



Bu çalıştayı biz konfederasyon olarak çok önemsiyoruz. Çalıştayda tespit edilen sorunların ve çözüm önerilerinin yasal düzenleme sürecinde mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir.



Çalıştaya katılan tüm sendikaların aynı temel düşünceler doğrultusunda hareket etmesi ise bizler için son derece önemli bir adımdır.



Bizim olmazsa olmazımız “Memurun İş Güvencesinin” tartışmaya açılmamasıdır. Böyle bir durum söz konusu olması halinde sürecin yürüyemeyeceği deklare edilmiştir. Kısacası “iş güvencesi” bizim kırmızıçizgimizdir.



STATÜ FARKLILIKLARI KALDIRILMALIDIR.



Çalıştayda vurguladığımız diğer önemli bir başlık da halen kamuda istihdam edilen kadrolu, kadro karşılığı sözleşmeli, sözleşmeli, geçici personel statülerinin kaldırılarak tek bir memur kimliği altında toplanmasıdır.



Bugüne kadar 4/C (geçici) personelin 4/B sözleşmeli statüye geçirilmesini talep ve vaat eden sendikalarımızın çalıştayda illa ki kadro diye direnmeleri de çok büyük bir gelişmedir.



Biz HAKSEN olarak en başından beri 4/C dâhil tüm sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi gerektiğini her platformda binlerce defa tekrarlamıştık.



Bu konunun da bir an önce yasal bir düzenleme ile çözülmesi gerekmektedir.



SADECE BELEDİYEDEKİ 18 BİN SÖZLEŞMELİYE KADRO.



Uzun bir süredir kamuoyunun gündeminde olan diğer önemli bir konu da sayıları 156 bin civarında olduğu söylenen sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesiyle ilgili değerlendirmelerdir.



Bu sayının içinde tüm kamu kurumlarında çalışan sözleşmeli personel ile kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan sözleşmeli personel bulunmaktadır. 4/C personel ise bu sayıya dâhil değildir.



Bu konuda da yapılan spekülasyonlara açıklık getirmek açısından, gündemde sadece belediyelerde çalışan 18 bin civarındaki sözleşmeli personele kadro verilmesi söz konusudur.



 4/C PERSONELİN İŞ SONU TAZMİANTINDAN YAPILAN KESİNTİLER.



657 sayılı Yasanın 4/C maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan 4/C personelin iş sonu tazminatlarından gelir vergisi kesilmesi sendikamızın açtığı davalar sonucu gerek idare gerekse de vergi mahkemelerince hukuka aykırı bulunmuştur.



Ancak, söz konusu uygulama hala devam etmektedir. Bu konudaki maliye bakanlığı genelgesinin acilen değiştirilerek iş sonu tazminatından gelir vergisi kesilmesine son verilmelidir.



 



 



 4/C PERSONELİN FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ TAZMİNATA EKLENECEK.



Bugüne kadar emekli olan veya işten ayrılan 4/C personele yapılan fazla çalışma ücreti iş sonu tazminatına dâhil edilmiyordu. Yine sendikamızın açtığı davalar sonucu üyelerimizin fazla çalışma ücretlerinin iş sonu tazminatlarına eklenmesi sağlanmıştır.



Bu konuda açtığımız tüm davaların lehimize sonuçlanması sonucu, Türkiye İstatistik Kurumundan ayrılan ve emekli olan 4/C personel yapılan fazla çalışma ücreti iş sonu tazminatına eklenmektedir.



2010 ÖNCESİ AYRILAN 4/C PERSONELE DE TAZMİNAT ÖDENMELİDİR.



Kamu kurum ve kuruluşlarında 4/C statüsünde çalışırken 2010 yılından önce ayrılan personele bir kuruş dahi tazminat ödenmemiştir. Aynı yıllarda çalışan personelden 2010 öncesi ayrılanlara tazminat ödenmemesi büyük bir haksızlıktır. Bu konudaki başvurumuzun değerlendirilerek bir an önce yasal düzenleme yapılmasını istiyoruz.



666 SAYILI KHK MEMURU CANINDAN BEZDİRDİ.



2011 yılında yürürlüğe konulan 666 sayılı KHK ile memurların kazanılmış hakları elinden alınmış, merkez-taşra ayrımı ile uzmanlar arasında eşitsizlik yaratılmış, gelir uzmanları, defterdarlık uzmanları ise düzenleme kapsamına alınmamıştır.



1 Ocak 2013 tarihinden itibaren İçişleri, Adalet ve Maliye gibi pek çok kamu kurumunda yıllardan beri yapılmakta olan fazla çalışma ücreti ödemeleri bakanlar kurulu kararına bırakılmıştır. Söz konusu düzenleme Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine rağmen, 9 aylık düzenleme süresi verildiğinden hukuk dışı uygulama devam etmektedir.  Hükümetin bu hukuk dışı mevzuata dayanarak işlem yapması etik değildir.



Diğer taraftan, gelir idaresinde görev yapan 14 bin civarında gelir uzmanı ve yardımcısı ile defterdarlık uzmanları kariyer uzmanlık kapsamı dışında tutularak büyük bir haksızlığa maruz kalmışlardır. Aynı liyakata sahip meslek mensupları arasında 1000 TL den fazla ücret farkı oluşturulmuştur. Tüm uzmanlara 3600 ek gösterge verilerek eşitlenmelidirler.



YARGI ÇALIŞANLARINA ADALETSİZLİK YAPILIYOR.



Yargı çalışanlarının yıllardan beri kullanmakta oldukları serbest ulaşım kartları iptal edilmiştir. Hiçbir yasa dayanağı olmadan, sadece birkaç satırlık bir yazı ile yapılan bu uygulama yargı çalışanlarını tabiri caizse yaya bırakmıştır. Bir çalışanın cebinden ayda ortalama 250 TL geri alınmıştır. Bir an önce bu hatadan dönülerek, serbest ulaşım kartlarının iade edilmesini istiyoruz.



Ayrıca, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında bankadan alınan promosyonlar eşit dağıtılırken adalet teşkilatında ücrete göre ödenmektedir. Çok maaş alana çok az maaş alan az ödeme yapılarak vurun abalıya denilmektedir.



MEMURLAR İÇİN EMEKLİLİK İMKÂNSIZ.



Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan emekliliğine hak kazanmış çeşitli unvandaki memurların Aralık 2012 ayı ücretleri ile emekli olmaları halinde bağlanacak emekli aylıkları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucunda memurların zorunlu olarak çalışmayı tercih ettikleri belirlendi. Emekli olmaları halinde halen almakta oldukları ücretin; Mühendis yüzde 61’ini, Şube Müdürü yüzde 55’ini, Öğretmen yüzde 54’ünü, Sağlık Memuru yüzde 50, Gelir Uzmanı yüzde 42’sini, Polis Memuru yüzde 40’ını Emekli aylığı olarak almaktadır. Normal şartlarda 25 hizmeti bulunan bir memurun emekli olması halindeki aylık bağlama oranı yüzde 75 olmalıdır. Ek ödemelerin emekli maaşı hesabına dâhil edilmemesi sonucu reel olarak aylık bağlama oranı düşmektedir. Bu nedenle, kamu görevlileri için emeklilik giderek hayalden de öte imkânsız hale gelmektedir. Emekliliği göze alan kamu görevlileri ise emekli olduktan sonra da başka bir işte çalışmaya devam etmektedir.



 



NİNELERDEN HEMŞİRE, DEDELERDEN POLİSLERİMİZ OLACAK.



Mevcut ücret politikasının devam etmesi halinde 10 yıl sonra ülkemizdeki kamu hizmetlerini yürüten personelin yaş ortalaması ciddi biçimde yükselecektir. Hemşire ninelerin, polis dedelerin ve aksakallı vergi memurlarının olması kaçınılmazdır. Bu durumun önlenmesi için ücret politikasının değiştirilerek, memurlara yapılan tüm ödemelerin emekli aylığı hesaplanmasında dikkate alınması gerekmektedir.



DEVLET KAYIT DIŞI İŞLEM YAPIYOR.



Kamu görevlilerinin aylıklarına ilave olarak ek ödeme, döner sermaye, fon vb. çeşitli adlar altında yapılan ödemeler emekli aylığının hesaplanmasında dikkate alınmamaktadır. Memurların emekli aylıklarının hesaplanmasında esas alınan aylık katsayı artışları düşük tutulurken ek ödemelerin artırılması sonucu bazı kurumlarda ek ödemeler maaşlarında üzerine çıkmıştır. Ek ödemelerden sigorta primi kesilmemesi nedeniyle çalışırken alınan ücretle emekli aylığı arasında uçurum meydana gelmiştir. Bugünkü hayat şartlarında memurların emekli olduklarında uğrayacakları ücret kaybını göze alabilmeleri mümkün değildir. Aslında, Devlet kendi memuruna verdiği ücretinden sigorta primi kesmeyerek kayıt dışılığı teşvik etmektedir. Bizzat kendisi kayıt dışı işlem yapmaktadır.



DEVLETİN KAYBI 5 MİLYAR TL.



Maliye Bakanlığı verilerine göre ek ödemelerin yapılmaya başlandığı 2006 yılından bugüne kadar toplam 17 Milyar TL ek ödeme yapılmıştır. Bu ödemelerden asgari yüzde 15 gelir vergisi ve yüzde 14 emekli sandığı primi kesilmediğini göz önüne aldığımızda Devletin gelir kaybı 5 Milyar TL civarındadır.



Bu nedenle, ek ödemelerden tüm yasal kesintilerin yapılarak, emeklilik tazminatı ve emekli aylıklarına dâhil edilmesini istiyoruz.



Sendikamızın uzun süredir gündeme getirdiği bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca bir çalışma yapılmaktadır.



MOBBİNG İNSAN HAKKI İHLALİDİR.



Kamu çalışanları bir taraftan haksız ve hukuk dışı uygulamalara maruz kalırken diğer yandan insanlık onurunu zedeleyen davranış ve söylemlere de muhatap olmaktadır. Çalışanları fiziksel ve duygusal açıdan yıpratan mobbingin önlenmesi ve çalışanların mobbing zorbalarına karşı korunması için mutlak suretle yasal mevzuata ihtiyaç bulunmaktadır. 



HAKSEN YENİ BİR VİZYON ORTAYA KOYMAKTADIR.



Kamu çalışanlarını temsile yetkili sendikaların yetersizliği, beceriksizliği ve statükocu ve bürokratik bir yapıya sahip olmaları çalışanların hak almasındaki en büyük engeldir.



Sendikaların aralarındaki siyasal ve ideolojik engellere takılarak, aralarına mesafe koymaları sendikal mücadelemiz açısından çözülmesi gereken en önemli sorundur.



Sendikalarımız REAKTİF bir anlayışla hak kayıpları ortaya çıktıktan sonra düzeltilmesi için mücadele etmektedir.



HAKSEN ise tam aksine PROAKTİF bir anlayışla hak kayıpları ortaya çıkmadan önlemek için mücadele etmektedir.



Sendikamızı diğerlerinden ayıran en önemli özelliğimiz budur.



Bu anlayış sendikal mücadeleye yeni bir vizyon getirmektedir.



 



ÇOK KLASİKLEŞMİŞ BİR SÖZ VARDIR,



SLOGAN ÜRETMEKTEN ZORLANANLAR ÇALIŞANLARA ŞUNU SÖYLERLER;



“ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ”



BİZ DE DİYORUZ Kİ;



ÇARESİZSENİZ ÇARE HAKSEN...



 



HEPİNİZE SAYGILAR SUNUYORUM.



SAĞ OLUN VAR OLUN...



 



 


Bu haber toplam 862 defa okundu
YAZARLAR
 sanalbasin.com üyesidir Gazeteler Gazeteler Sivas medyası